Telli Kur'an


Bana Hakkı Soran Oğul,
Haber Al Aşık Sazından,
Göğsü Peygamber Ağacı,
Kılıfı Ali Bezinden.

Elif, Hakk'a Nişan Sapı,
O Gerçeğe Açar Kapı,
Eşikten Başlayan Yapı,
Sarı Turna Avazından.

Şah Perdeye Basan Parmak.
Niyaz Eyler Hakk'a Varmak,
Ezgi Olup Akan Irmak.
Hak İmamlar Düvazından

Sancılar Dolunca Cim'e,
Baş Eğerek Gelir Cem'e
Elbette Sarılır Dem'e
Acısı Canan Nazından

Sıtk İle Daya Bağrına
Derman Yetirir Ağrına
O Mahbubun Diyarına
Hisse Götürür Sızından

Cevri, Bunda Dilli Kur'an
Hem Erkanlı Yollu Kur'an
Elimizde Telli Kur'an
Yürürüz Hakk'ın İzinden

Nejat BİRDOĞAN

Bağlama
Her sevgi bir düğüm atmış koluna
Dokundukça inler, yarası vardır.
Irak gönüllerin uçurumuna
Ezgiden bir köprü kurası vardır.

Aslı saçlarını yönüne sermiş,
Altı tel koparıp göğsüne germiş,
Kerem, yarasından bir kabuk vermiş,
Sızlaya sızlaya vurası vardır.

Aşık sofrasında bir ayak olur,
Şenlik bırakanda Sümmânî alır.
Humarı kan ile karışıp kalır
Atadan toruna süresi vardır.

Veysel ile yumup iki gözünü
Görür gerçeklerin gizli yüzünü,
Emrah ile gamda tartar özünü;
Ağır yükü, hafif darası vardır.

Ak kuşlukta abdal öğütlemesi,
Kara günde kardaş ağıtlaması,
Kızıl tanda Avşar yiğitlemesi:
Nefesi, nidası, narası vardır.

Bozok yaylasında çamlarca uzun
Bir tütün kesilir çektiği hüzün
Nice ki, orda bir sürmeli gözün
Gönlüne yansımış karası vardır.

Şeker dağı acı sözden bıkanda
Etekleri misket misket kokanda,
Ardıçtan kovalar inip çıkanda
Her kuyu başında sırası vardır.

Söğüt çarşısında günle erenler
Zile düzlerinde burçak derenler
Ankara'da dama bulgur serenler
Dostudur, hal hatır sorası vardır.

Beşparmak’ta gümüş mavzer kesilir;
Çatal yüreğine barut basılır,
Alt teli bir tetik olup kasılır;
Bengide patlamak töresi vardır.

Yol üstü inerken Kelkit'in bucağı
Bağrına saplanır bir bağ bıçağı,
Eğin dedikleri gurbet ocağı
Iraktan el sallar, göresi vardır.

Çarşambaya yağmur yağar sel alır;
Yamadan dolanır, bayır, bel alır
Çorum’da Dürdane kızdan el alır
Yan yana halaya giresi vardır.

Muş'un yokuşunu çıkmış yorulmuş,
Narman'da bir güzel görmüş vurulmuş,
Ürgüp'te önüne tuzak kurulmuş;
Göğsünde üç kurşun beresi vardır.

Engeller koymuyor; yol sarp, o yaya
Ziganalar sisli, Kop kaya kaya
Bayburt’ta üç günü dönmüş üç aya;
Kaygulanıp tütün sarası vardır.

Fırat hoyrat akmış, o hoyrat akmış,
Urfa gibi göz göz Mardin'e bakmış,
Diyarbakır sıcak, kibritsiz yakmış;
Harput'un çayında çırası vardır.

Şahin yuvasında baykuş tünerken
Antep sınırlardan gazi dönerken
Tokat bir yabancı yüze inerken
On beşliler ile kurası vardır.

Gence’de topraksız lale örneği
Tebriz’de bayraksız kale örneği,
Kerkük’te ceylansız bala örneği
Öksüz tarı, tutsak curası vardır.

Nice ki ölüm var er geç kaderde
Bir içli ağıtla susar son perde
Karacaoğlan'ın yattığı yerde
Sonsuza dek nöbet durası vardır.

Yetik OZAN

Sarı Tamburam
Gel benim sarı tamburam 
Sen ne için inilersin 
İçim oyuk derdim büyük 
Ben anınçün inilerim 

Koluma taktılar teli 
Söylettiler binbir dili 
Oldum aynı cem bülbülü 
Ben anınçün inilerim 

Gel benim sarı tamburam 
İster üstüme yatıram 
Yine kırıldı hatıram 
Ben anınçün inilerim 

Sarı tamburadır adım 
Göklere ağar feryadım 
Pir Sultanımdır üstadım 
Ben anınçün inilerim

Pir Sultan Abdal

Ey Kopuz
Ey kopuz ile çeşte aslın nedürür işte, 
Sana sual sorarım eydiver bana uş de.

Eydür ki, aslım ağaç, koyun kirişi birkaç, 
Gel irşetim dinle geç, aklı koma beleşte.

Eydirler bana haram, ben uğruluk değilim, 
Çünkü aslım mısmıldır, ne varımış kirişte.

Bana kiriş dediler, aşka giriş dediler, 
Benim adım aşk verdi, ben durmazam kolmaşta.

Şâdilik ile geldim, işbu âleme doldum, 
Mürvetlere düzüldüm, kodular işbu düşde.

Ağaç deri derildi, kiriş ile bir oldu, 
Aşk denizine daldı, bahane yok bu işte.

Mevlânâ sohbetinde saz ile işret oldu, 
Arif manaya daldı, çün biledir ferişte.

Ferişteyi anmaktan bilesin murat nedir? 
Gece gündüz biledir senin ile her işte.

Ol ferişteler adı Kiramen Katibin'dir,
Yazmaktan usanmazlar, ırmazlar yazda kışta.

Birisi sağ omzunda, birisi sol omzunda, 
Birisi hayrın yazar, birisi şer cünbüşte.

Kâğıtları tükenmez, ne hot mürekkepleri, 
Aşınmaz kalemleri, kayımlardır o işte. 

Hem meyhaneye varır, hem puthaneye girer, 
Bunlar saklarlar seni, sen gafilsin bu işte.

Yunus imdi Süphân'ı vasfeylegil gönülde, 
Ayrı değil ariften bu kopuz ile çeşte.

Yunus Emre